[ Web Mail ]
Güzelsu
Beni Hatırla
» Yeni Kullanıcı Kaydı
» Şifremi Unuttum
0 üye, 0 ziyaretçi bağlı durumda

Cennet Çok Kalabalıktı

Gönderen: Bilge Karabacak @ 2005-02-18 01:48:44

Kıymetli Hemşehrilerim;
Köyümüzün geçmişi konusunda genç nesillerin bilgi sahibi olması amacıyla merhum Mehmet Öztekin’in yazmış olduğu kitaptan bazı bölümleri sitemize koymuştum.Yine bu konuda 1920 li yıllarında kendi hayatı ile birlikte köylümüzün yaşantısını gözlemleyerek roman haline getiren hemşehrimiz merhum Cavit ÜNAL’ın “CENNET ÇOK KALABALIKTI” adlı 1994 yılında yazmış olduğu romanı da önemli bir kaynaktır.Bana göre her Güzelsulunun okuması gereken bir roman.Köyümüzün geçmişi hakkında çok ilginç gözlemlerin olduğu bir eser.Bu kitaptan da Güzelsudaki yaşamı sergileyen bazı bölümleri sitemize aktarmak istedim. Merhumun ruhu şad olsun.

Adil ÇANCI

CENNET ÇOK KALABALIKTI CAVİT ÜNAL - 1994

Cavit

Burası bir cennet. Toros dağları eteğinde şirin bir köy.Yönetsel sıralamada bir bucak merkezi.Arkasını sedir ve ladin ormanlarının oluşturduğu bir koruluğa vermiş.Ön ve yan cephelerinde kademe kademe isnat duvarlarının desteklediği, setler halinde tarlalar var.Daha aşağılarda bağlar yer almış.Arazi sınırları içinde akarsu sayısı çok fazla. Bu suların çevrelerinde birçok sebze bahçesi oluşmuş. Burası aynı zamanda eski bir yerleşim merkezi.Üzerinde Latin harfleri bulunan taşlar kitabeler var.Karşılıklı iki dağ arasında künk bağlantıları bulunuyor.Romalıların bir taraftaki zeytinliklerden karşı tarafa zeytin yağı akıttıkları tahmin ediliyor. Toprak altından antik heykel başları paralar çıkıyor.Kilise altı, papaztepesi.. gibi isimler bu zamana kadar gelmiş…….Evimizin çardağında yüksek çardakta oturuyorum.Güneyin batı yönünde uzun mavi bir şerit gibi Akdeniz uzanıyor.Burası denizden bin metre yükseklikte ve denize hemen hemen yüz km uzaklıkta bir yer. Bahar ve ilk yaz aylarının tatlı,serin sabahlarında bu şerit,mavi bir durulukla genişler ve burayı denize biraz daha yaklaştırır.Kışın açık havalarda renk daha da keskinleşir.Güneşin vurduğu öğleden sonraları ise, deniz sanki,sıvı altınla dolu bir sarı havuz görünümündedir.

EVLER

Burada evler iki katlıdır. İlk kat hayvanların yaşamasına ve yakılacak odunların depolanmasına yarar. Üst katta ailelerin kendileri oturur.Eve büyük bir avlu kapısından girilir ve avludan geçilir.Sonra “hayat” kapısı denen, evin esas kapısı gelir.Merdiven kapısı da aynı çatı altında insanlarla hayvanları birbirinden ayırır.Merdivenin başından başlayan geniş salona mutfak ve oda kapıları açılır:misafir odası,yatak odası,kiler,evçi ve mutfak.Bir kapı da dışarıya geniş bir çardağa açılır ve oradan da beş altı basamaklı bir merdivenle büyük bir oda genişliğindeki yüksek çardağa çıkılır.Buralar şehir evlerinin balkonları karşılığıdır.Fakat enaz evin yarısı kadar yer kaplar.özellikle yaz aylarında yaşamın büyük bir kısmı evin dış bölümlerinde geçtiği için ölçüler çok geniş tutulmuştur.Evçi denen bölüm öteki odalardan daha geniş boyutludur.Çünkü bütün kışlık yiyeceklerin,kuruyemiş vesairenin deposudur. Burada sandıklar,küpler,çömlekler bulunur.Karanlık ve kapalı tutulan bir yerdir….

YAŞAMIN DOĞALLIĞI

….Burada insanlar kendilerine yetecek kadar ekip biçerek yaşıyorlar.Daha çoğuna ihtiyaç duyulmuyor.Tabi, kiminin ürettiği biraz az kiminin çok.Ama biraz yardımlaşma,birazda idareyle hayat dengelenip gidiyor.İncir ve kalitesi iyice tanınmış olan pekmezin dışında satılan bir şey yok.Satın alma olayı da pek az.oda belirli maddelerdir.Onun için ortada fazla para dönmüyor.Üretilmeyen en önemli ihtiyaç tuz.Doğrul’lu deveciler yılda bir kez tuz gölünden develerle tuz getiriler.Yükler caminin önündeki meydana yığılır….. satılan tuzlar, işleme tabi tutulmamış iri tanelidir. Herkes hayvanlarını da hesap ederek yıllık ihtiyacını alır. Yılda iki üç kere Antalyalı deveciler portakal,mandalina,keçiboynuzu satmaya gelir…. Bazen günde iki kere,bazen haftada hatta iki haftada veya ayda bir kasabın evinin önünde at kesilir.ilk satınalanları görenler koşar kısa sürede paylaşılır.İçenler mutlaka sigaraya para ayırır.Sabun ve kibrit gibi ihtiyaçlar çok idareli kullanılır….

Köyün başlıca gelir kaynağı çapacılıktı. Genç ve sağlıklı erkekler bir iki aylığına Ege bölgesine,genellikle Aydın ovasına gruplar halinde pamuk çapasına giderlerdi.Bunlara çapacılar denirdi.Dönüşte sıfatlarıda aydıncılardı.Aydıncılar zenginlik havasınıda beraberlerinde getirirdi… yaya olarak gidip gelirlerdi.Yol gidiş dönüş onikişer günden yirmidört gün sürerdi….

AHMET HAMDİ AKSEKİ

Yeni dönemin en tanınmış din adamıydı…….. Bazı tatillerde eşi ve çocuklarıyla birlikte ve modern bir görünüm ve giyim içinde köye geliyorlardı.Orada bazı konularda yardım ve öncülük ediyordu.Mezarlığın demir kapı ve onlarca metreyi bulan gösterişli bir duvarla çevrilerek, bakımlı bir görünüm kazanmasını sağlamıştı.Caminin iç meqanının arkasına kadınlar için ,merdiveni ayrı,kafes bölmeli fakat içeriyi izleyebilen,altmış yetmiş kişiyi rahat alabilecek genişlikte bir balkon ilave ettirmişti.

Kadınlar,kendilerine ayrılan bu yeri hevesle kabullenmişler ve buranın müdavimi olmuşlardı.Hatta kadınlar ilk seçme ve seçilme hakkı verildiği zaman burada toplanmışlar,kulis yapmışlar,milletvekili seçimi için ikinci seçmenleri belirlemişler ve mahalli seçimde de kendi aralarından birini, köy ihtiyar heyetine üye seçmişlerdi. FADİM Hala, meclise de girse yadırganmayacak güçlü bir kadındı.

GRAMAFON

Öğretmen Mehmet efendi(bu köyden çıktığı için efendi diyorlar,dışardan gelenler ise bey oluyor) bu gramafonu yüz liraya satın aldı.Çok para ama gramafon çok güzel;plakları çok kaliteliymiş.Mevlit plaklarını satın almamış.Başka kimse de bir eğlence aracı olduğu için parası olsa da gramafon almadı.Çünkü eğlence devletten aylık alıp,mevkii de zevk almaya uygun olanlar içindir.Yoksa insan komik duruma düşer.Bu yüzden,mevlit plakları köyde kalma ve kullanılma olanağı bulamadı.

Mehmet efendinin evinin çardağı yok.Ama çok şık bir balkonu var.İstanbul örneği.Özene bezene yaptırdı.Eve giren bahçe yolu güzel taşlarla süslü.parmaklıklarla da ayrılmış.İki yana çiçekler ekilmiş.Yolun üzeride asma yapraklarıyla kaplanarak kameriye haline getirilmiş. Kendisi,sağlını kontrol ettirmek için her yaz İstanbula gider gelir.Dönüşünde çocuklarına rengarenk sanat eseri gibi süslenmiş balonlar,lastik toplar,yürüyen kuşlar getirir.Ayaklı fotoğraf makinesiyle resimler çeker.

Mehmet efendi ve arkadaşları hava kararmaya başlayınca bu balkona kurulurlardı. Yemekler masaya dizilir,lüks lamba yakılır,yemeğe oturulur.Balkon istanbulun her evinde bulunan türden değil.Köşk tipi.Yıllar sonra Erenköyde bir köşkte onun tam benzerini gördüğüm zaman zihnimde bir bilmece çözülmüş gibi oldu.Yemek sohbetle geçerdi. Yemekten sonra gramafon programı başlar;bir yandan da din tartışmaları ve tavla partileri sürerdi.Yeni gramafonun plaklarında genellikle muganniye.Safiye hanım,bestekar Yesari Asım bey.Program gece geç vakitlere kadar devam ederdi.Akşam yemeğinden sonra özellikle de ay ışığı varsa ,herkes çardaklara çıkar,müziği sonuna kadar dinlerdi….

BIÇAKÇI

Komşumuz bıçakçının evi sanki küçük bir saraydı.Biçimli taşlarla döşeli geniş bir avludan girilirdi.Avlunun bir köşesinde bahçe katı bir misafir evi vardı.Ziyaretçilerini burada kabul ederdi.Eve iki katın merdivenleri kadar basamağı olan bir merdivenle çıkılırdı. Haremliği,selamlığı vardı.Misafir salonunun iki yan duvarının tavana yakın bölümlerinde elips şekiller içinde Osmanlı padişahlarının tahta çıkış tarihlerine göre sıralanmış orta boy tablo büyüklüğünde resimleri aslıydı.Bir bayram ziyaretinde dedem onları bana açıklamış,bir tanesini ayrıca göstererek,bu Sultan Aziz, ben onun zamanında doğdum,biz Azizin çocuklarıyız demişti. Bu evin yüksek çardağı da asma yapraklarıyla örtülüydü.Çardağın altında süs için yapılmış büyük bir havuz vardı.Çardağın aralıklarından ,havuzun yeşil renkli suları görünürdü.Hele yaz günleri çok zevk alınarak oturulan bir yerdi.İzmirde ticaret yapan Bıçakçı yazları buraya gelirdi.Lacivert çuha elbiseleri,altın saat kösteği,üstüne sürdüğü değişik esansı ve evindekilere getirdiği renkli boncuklar ve takılarla o günler İzmirin havasını oraya getirirdi.Akşamları çardakta,ramazan gecelerinin sahurunda da odasında nargile tokurdatırdı.

Evinin doğuya bakan cephesinde gül bahçesi vardı ve ilkbaharda gül ağaçları,sıvama kokulu beyaz güllerle donanırdı.Kızını,silahlı yemekli ve adet olduğu gibi üç gün süren bir düğünle evlendirmişti….

EŞKİYA

1920 lerin başı.Bir geçiş dönemiydi.Bir yandan Osmanlı Devleti yavaş yavaş yıkılıyor,bir yandan Cumhuriyet adım adım kuruluyordu.İktidarın İstanbuldan Ankaraya bu geçiş süreci içinde ,göreceli de olsa, bir fetret dönemi,iktidar boşlukları yaşanması mümkün müydü? Bu yüzden devlet otoritesi yer yer çetelerin eline geçmiş,çeşitli yörelerde birbirleriyle yarışan gruplar türemişti.Bunlar yanlarında topladıkları adamlarla dağlarda kol geziyorlar,baskınlarla para ve mal gaspediyorlardı…..Demirci Efe bunların en ünlülerindendi.Bizim ilçeye de gelmiş,çoğu faizci bilinen ailelerden katır yüklü altınlar toplamış,yargılayıp idamlar yapmış,İlçe müftüsü idamdan son anda kurtulanlardanmış.

Demirci Efenin bir kolu olan Hacı Bekir de bizim bucağa kadar gelmiş.Gelirken yol üzerinde köylerde konaklamışlar.Bu köylerden biri bize iki saat mesafededir.Köylüler haberi alınca,evlerinden kaçıp bütün köyü boşaltmışlar.Çete başkanı ve adamları buna çok bozulmuşlar.Öfkelerinden evleri ateşe vermişler.Ve öğle yemeğini bizim bucakta yemeğe karar vermişler.Bu karar duyulmuş ve bizimkilere ulaşmış.Haberi getirenler aman kaçmayın diye de tenbihlemişler.Bunun üzerine köyün ileri gelenleri hemen toplanıp tutumlarını belirlemişler ve hazırlıklara başlamışlar.

Köyün girişinde kalabalık bir karşılama töreni düzenlenmiş.İleri gelen ve güzel konuşan iki kişi tarafından nutuklar söylenmiş.Bu karşılamadan fazlasıyla memnun olan Hacı Bekir de güzel bir nutukla cevap vermiş.Oradan misafirler Bıçakçının sarayı andıran evine buyur edilmişler.Önce biraz yol yorgunluklarını attıktan sonra hep birlikte oturulup karşılıklı konuşulmuş.Kasaplar ve ahçılar erken saatlerde hazırlıklara başladıkları için öğle yemeğinde mükellef ziyafet sofraları kurulmuş.Kahvelerde içilip biraz daha hoşsohbetten sonra Hacı Bekir tekrar memnuniyetini belirtmiş,daha fazla kalamayacaklarını söyleyerek teşekkür etmiş,köylülerden bir şey istemediğini,ancak kendisine iki katırla biraz erzak temin edilirse memnun olacağını bildirmiş.En iyi cins iki katırla gerekli erzak derhal sağlanmış ve bir bayram havası içinde uğurlanmışlar.Bu olay köyün anısında bir hoşluk gibi kalmış….

 
 
Favorilerime ekle | Giriş Sayfası Yap | Site Haritası | Site İlkeleri