[ Web Mail ]
Güzelsu
Beni Hatırla
» Yeni Kullanıcı Kaydı
» Şifremi Unuttum
0 üye, 0 ziyaretçi bağlı durumda

Güzelsu tarihine ışık tutacak hatıralar Emk.Öğr.Mehmet Öztekin

Gönderen: Adil Çancı @ 2005-02-01 02:12:26

Sevgili Hemsehrilerim,
Güzelsu köyünün internet sitesine giren hemsehrilerimiz veya köyümüzden olmayıpta sitemize giren ziyaretçilerin köyümüzün tarihi,yerlesimi,gelenek görenekleri ,ekonomik durumu v.s. konularında bilgi sahibi olmalarını saglamak amacıyla  köyümüzün yetistirdigi mümtaz kisilerden birisi esimin büyükbabası MEHMET ÖZTEKİN (Mehmet Efendi) (1898-2000) hocamızın 1979 yılında yazdığı "Gelecekte Güzelsu Tarihine Isık Tutacak Hatıralar" adlı kitabından; Köyümüzün cumhuriyet tarihinden itibaren gelişimi,yokluk yıllarındaki halkın yaşantısı,ekonomik durumu,adetleri,eğitim durumu,ayrıca köyde yapılan hizmetler vs.konularını anlatan bölümlerini sitemize aktarmak istedim. Kıymetli büyüğümüz  102 yaşında vefat etmiş olup yaşadığı süre Cumhuriyet tarihi olduğu için ülkemiz nasıl Cumhuriyetten sonra yeniden kurulmuş ise  köyümüzde de onun hayatı süresince önemli gelişmeler olmuş ve  yapılan hizmetlerin çok önemli bir kısmını kendisi bizzat hayata geçirmiş bir insan olduğundan tabii bu kitabı önemli bir kaynaktır.Kitabın bir kısmı aşağıda sunulmuş olup kalan kısmı ileride sunulacaktır.Saygılarımla   

ADİL ÇANCI

GÜZELSU
     Güzelsu Toros dağları arasında yerleşmiş Akseki'ye bağlı bir bucak merkezidir.(köy)Eski adı SÜLLES idi.sonradan çok güzel bir suyun adına izafeten 1742 senesinde GÜZELSU adı verilmiştir.Güzelsu çok yüksek hakim bir noktada güzel sedir ağaçları ile örtülü bir koruluğun eteğinde kurulmuştur.Rakım 1200 mt dir.Ufku çok geniştir.Akdeniz 40-50 km uzaklıkta olmasına rağmen köyün her yerinden hatta her evinden temaşa(seyir) edilebilmektedir.Güzelsuyun kuruluşuna dair bir rivayet yoktur.Ancak Roma devirlerine ait kale harabeleri sunileştirilmiş inler,oyma taşlar,bakır paralar,su havuzları,kiremitten mamul bazı çanak çömlek parçaları gibi bir çok kalıntılar Güzelsuyun eski bir kuruluşu olduğunu ifade etmektedir.(Yard.Doç. Dr. Ünal ASAN Anıt Ormanlarımız Çevre ve Ormancılık Dergisi kasım aralık 1986 sayısında yayınlanan yazısında Güzelsu sedirlerinin birisinin tahmini yaşının 1185 olarak belirlendiğini belirterek Güzelsuyun çok eski bir yerlesim yeri olduğunu belirtmektedir.A.Ç.) Güzelsu adını taşıyan su oldukça kalabalıktır.Önünde köylülere ait bir çok bahçeler olmakla beraber köyün sınırı içerisinde daha bir çok sular da bulunmaktadır.Bu yüzden Güzelsuyun muhtelif semtlerinde bağlar,bahçeler bulunmakta dolayısıyle her türlü sebze ve meyve yetişmektedir. Güzelsuyun etrafında üzeri çeşitli ormanlarla ve fundalıklar ile örtülü küçüklü büyüklü dağlar ve tepeler mevcuttur.Bu cihetle Güzelsu eşsiz bir manzaraya akdenizden gelen çok temiz bir havaya sahiptir.İklimide yazları serin kışları akdenizin etkisi altında kar yağmakla beraber yinede ılık geçer.Güzelsu bu nitelikleri ile tam bir sayfiye yeridir.Her gelen yabancının hayranlığını kazanmaktadır.
     Ben 1314 miladi 1898 doğumluyum.Aklımın erdiği devirlerde köyün nüfusu tahminen 900-1000 kadardı hane sayısıda 170 kadar olduğu nüfus kütüğünde mukayyettir,


TARIM,HAYVANCILIK, EKONOMİ
     Köyün zırai yani tarım durumuna gelince.Yukarıda yazdığım gibi köy Toros Dağları arasına yerleşmiş arazinin dağlık ve kayalık olması dolayısıyla toprak hem az hemde verimsiz idi.şimdiki gibi o zamanda ziraat kara sabanla yapılıyordu.Mahsüllere  karacanavar denilen mahluk musallat oluyor çok tahribat yapıyordu.Birde devlet köylünün yetiştirdiği mahsulün 1/8 ini aşar namı altında vergi olarak alıyordu, buda devlet tarafından şahıslara satılıyordu.Bunlara mültezim denilirdi.Bu mültezimler tahıl kısmını ölçerek tartarak alıyor sebze ve meyva kısmını tahmini alıyordu.Köylü keçi,koyun beslemiş isede onlardanda istifade edememiş geçimini sağlayamamış.Bağcılığa önem vermiş ondanda pazarı olmadığı için netice alamamış , enson Bayındır havalisine gidip pamuk çapacılığı yapmaya mecbur olmuştur.Köylünün 15 yaşından yukarı olan erkek kısmı 12 gün gitmek,12 gün gelmek, orada da 2-3 ay çalışmak suretiyle bir senelik geçimini sağlamaya çalışıyor,hatta orada kalanlar bedel duranlar 10 yaşından yukarı çocukları götürüp zenginlere pek az para karşılığı hizmetçi verenler çoktu.işte böylece köylü zorlukla geçimini sağlamaya çalışıyordu.Erkekler çapaya gidince tarla,bağ,bahçe ,ekim,bakım işlerini hep kadınlar görüyordu.


SINAİ  İŞLER
      Köyde her türlü sanaatkar vardı.Şöyleki:bir kaç demirci,kalaycı,kunduracı,marangoz,semerci,hatta saatci vardı.Fakat neyazıkki köylülerin ve civar köylerin işlerini ziraat alet ve edavatlarını bu esnaf tarafından yapıldığı halde köylüler fakir olduğu için yine onlardan geçimini sağlayamıyarak dışarı köylere ve dış kazalara gidip icrayı sanat ederlerdi.


KÖYLÜNÜN  SOSYAL  DURUMU
      Köylünün yaşam tarzı çok basit ve acıklı idi.Evler bugünkü tarz idi.Yalnız çok basık pencerelerde cam denilen nesne yoktu soğuk bir taraftan girer bir tarafdan çıkardı.Pencereler çok küçük ve dardı.Soba ve mangalın adını bile duyan yoktu.geceleri evler çam ağaçlarından alınan çıra denilen ağaç parçaları yakılarak aydınlatılırdı.Evlerde sergi keçi kılları dokunarak çul denilen nesnelerle yapılırdı.yatak yorgan pırım pırtıdan ibaretti.
       Buğday,arpa,akdarı,armut kurusu,burçak dahil pişirilip kurutulup karıştırılmak suretiyle undan yufka ekmek yapılırdı.
       Çamaşır parkın olduğu yerde, oluklarda, olukçuk önünde tokuç denilen tahta parçası ile döğülerek yıkanırdı.Sabun yerine çokça fakirler külü sulandırıp suyunu kullanırlardı.
       Bu kadar fakirlik içerisinde Hükümet ev ve araziden,koyun,keçiden ve büyük baş hayvanlardan vergi alırdı.Ayrıca ağır yol parasıda alır ödeyemeyenler yolda çalıştırılırdı.Çalışmayanlar hapse konurdu.Tahsildarlar sık sık vergileri toplamaya gelirlerdi.İşte o zaman herkes girecek delik arardı.Hacizler yapılır,evlere çıkılır,eşyalar alınır,keçi ve koyunlar tutulur hasılı rezalet kopar giderdi.


GİYİM
       Giyim işleri çok zayıf çok acıklı idi.Erkekler ekseriye koyun yünlerini eğirip elde dokunan şeylerden kısa ceket ve şalvar denilen uçkurlu pantolon giyerlerdi.
Kadınlarda: ekseriya ekip diktikleri yahut dışarıdan aldıkları pamukları atıp eğirmek ve dokumak suretiyle elde ettikleri bezlerden iç çamaşırlarını dikerlerdi.Erkeklerde giymekle beraber kadınlar tamamen üç etek entari giyerlerdi.Bir kız isteneceği zaman evvela kızın atı eğirme ve dokuma bilip bilmadiği aranıp sorulurdu bilmiyorsa alınmazdı.Kızlar evleninceye kadar başlarına üstü paralı terlik denilen bezden yapılmış bir şey giyerlerdi.Evlenince iki kat bezden dikilmiş mahrut şeklinde nebzek denilen bir şey giyerlerdi.Bu nebzeğin alnına gelen tarafına zenginler altın diker,fakirler penez denilen altın rengindeki paralardan dikerlerdi.Üst kısmınada bugünkü iki buçukluktan daha büyük üşlük altmışlık denilen gümüş paralar dizerlerdi.Kadınlar başlarına bezden kıçlarına kadar örtü örterler erkeklerden yüzlerini gizlerlerdi.Fakirlikten dolayı erkek ve kadın 15 yaşlarına kadar hemen hemen ayakkabı giymezlerdi.


EĞİTİM         
        Birisi aşağı camii önünde, biriside şimdiki Mustafa Duran'ın küçük evde olmak üzere iki mahalle okulu vardı.Bu okullarda köylünün tuttuğu ücretli hocalar tarafından erkek çocuklara Kuran,kız çocuklarınada namaz sureleri öğretilirdi.Oğlan çocukları dersanenin bir tarafında,kız çocuklarıda öbür tarafında yerde otururlardı.Kızlar ilahi çeker gibi bir ağızdan bağıra bağıra ahenkli bir şekilde okurlardı.Hocanın terbiye vasıtası tokat,dayak,tek ayak üzerinde dikeltmek,en şiddetlisi falaka denilen alet idi.Büyük talebelerde köyün yukarı başındaki medresede arapça okurlardı.Bu medrese meşhur Hasan Rıfkı efendinin tavassutu ile Padişah Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır.Ayrıca Musa şeytan gelen suyuda Abdülmecit getirtmiş içeriye ve dışarıya iki çeşme yaptırmıştır.Medresenin ilk müderrisi Hasan Rıfkı efendidir.Arada bir müdette Sadıklardan merhum Hacı Sadık efendide müderrislik yapmış,en son merhum Hasan Rıfkı efendi müderris Abdurrahman efendiye(Öztekin) teslim etmiş,medreseler kapanıncaya kadar devam etmiştir.Bu medreselerde köylü talebeler yatıp kalkmak çalışmakla beraber civar köylerdende gelirler medreselerde oturular okurlardı.
       Güzelsuda Müdürlük(Nahiye) 1330 (1914) senesinde kurulmuştur.Medreselerde arapçadan başka hiç bir şey okunmazdı.Medresenin birde mescidi vardı.Mescit şuan harabeye yüz tutmuş yalnız çok güzel yapılmış minareside halen bir abide gibi ayakta durmaktadır.Müdürlük ile beraber Bürhani terakki adı altında ilk okul açılmıştır.Güzelsuda 21.2.1944 de vazifeye başladım.Öğrenci mevcudu 180 kişi idi.Okulun Başöğretmeni M.Oğuz idi.Eğitmenle beraber 4 öğretmen idik.Bir ay sonra Başöğretmenlik M.Akşen’e verildi.Mehmet Aşken 1949 senesine kadar devam etti.1950 ders yılı M.Akşen Pınarbaşı köyüne müracat etti.Baş öğretmenlik bana verildi.M.Akşenin aileside bizim okula verildi.Göreve başladığım zaman okul binası harap bir halde idi.Üzeri yonga denilen tahta parçaları ile örtülü idi.Yağmur yağınca her taraf akıtıyordu.Adeta ders yapılamıyordu.Okul araç gereçten yoksun idi.Avlusunda hayvanlar otlar ve dolaştırılırdı.Bu noksanlıkları birer birer gidermeye çalıştım.Avlusunu muhafaza altına aldım.Avlu ve bahçesini ağaçlandırdım.gereken araç ve gereçleri temin ettim.Muhitte araç gereç itibari ile en zengin hale getirdim.O yıl oluklardan köy meydanına kadar yolun iki tarafını tarım derslerinde ağaçlandırdım ve muhafaza altına aldırdım.Birde avlunun bir tarafına toprak çektirip 40 santim kadar yükselterek 6-10 m ebadında bir Türkiye haritası yaptırdım.Denizleri ve gölleri çimento ile dondurdum.Irmaklarını ve dağlarını,ovalarını ve sınırlarını tespit ettim.Suyunuda o civardan geçen borudan alarak hem çeşme yaptırdım ayağınıda(akan suyu) haritaya verdim.Fakat çok iyi bir araç olmasına rağmen benden sonra idame ettirilmedi.


ADET VE ANENELER
         Düğün adetleri hemen hemen şimdiki gibi idi.Yalnız erkek düğünlerinde oyuncu tutulur kadın elbisesi giydirilirdi.Birde düğünlerde kayacığın çayırlıktan eğri öğü yolunun üst tarafındaki tarlaya nişan dikilip şeyşane denilen kurşun tüfekleri ile endaht ederler kim vurursa ona bir alaca topu ödül verilirdi.Ve silahlar asılır bir kişi tarafından ilan edilirdi.Gelinin eşyası çan nevinden karalar takılıkatıra yükletilir gelinin arkasından gelir.Birde fakirler tarafından kadınlar düğünüde oluyordu.Oda kadınlar tarafından ev içlerinde oynanır perşembe günü öğleden sonra kadınlar gelini aralarına alırlar Al örtülü olarak ve bir kadında dsavul çalarak camiyi dolaştırıp oğlanın evine teslim edilirdi.


GECE  SOHBETLERİ
         Hocalar medresede,delikanlılar Ramazan çavuş denilen bir adamın odasında,ihtiyarlar cami önündeki odada toplanırlardı.Ramazan çavuşun odasında her gece davullar vurulur oyunlar oynanırdı.Birde erfene faslı vardı.Yani geceleri keçi kesip pişirip yemek,yahutta yumurta yağ alıp yumurtalı çörek, yağlı çörek, tahınlı çörek, tahın helvası yapıp yemek gibi şeyler çok meşhurdu.İşte bunlara erfene deniyor böylece gece sohbetleri yapılıyor yenip içiliyordu.


KÖYLÜNÜN YAZLIK HAYATI
     Köylüler yazın ekinler kesildikten sonra bağlara göçerlerdi.Bağlarda hemen herkesin bir damı bir hanay denilen çardağı vardı.Gece gündüz orada yatıp kalkarlardı.Her damda hemen hemen bir davul bir dümbelek bulunurdu.Gündüz bilhassa geceleri çalınır oynanırdı.çok ahenkli bir hayat geçirilirdi.Bağlar bozulup pekmezler kaynatılıncaya kadar devam ederdi.


TİCARET  HAYATI
        Ticarete atılmak için sermaye bulmaya imkan yok idi.İlk defa ayakkabı diken,marangozluk yapan Mehmet Kişioğlu oğlu Fazılı okutmak için 1937 senesinde Antalya'ya gidiyor.orada marangozluk işleri yapıyor,icap ederse ayakkabı dikiyor.Nihayet otomobil lastiklerini tamir etmek için kaynak makinası alıyor kaynak işleri ile meşgul oluyor,işler ilerleyince kayınbiraderi Ethem Gökşeni yanına alıyor.Bir iki sene geçince onu yerine bırakıp kendisi Konyaya gidip orada aynı işe başlıyor.Köyden işçi olarak Mustafa Ertekini getiriyor.Bilahere onu ortak yapıyor ve ona bırakıyor.Kendisi bazı işlere girip çıktıktan sonra lastik kaplama makinası yapıyor bu sefer de işçi olarak Hasan Taşkeseni çağırıyor.Aydın Atalayı getiriyor.sonra bunlara ortaklık veriyor ve kendisi işi bunlara bırakıp ayrılarak mütahitliğe başlıyor.İşçi bulamayanlar köyden işçi getirerek ve bıraktığı ortaklarda kendi akrabalarını çekmek suretiyle köylü kazanç yolunu bulmuş çeşitli işlere ticaret hayatına atılmışlar.Böylece dışarıya akın başlamış İstanbul,İzmir,Salihli,Ankara bilhassa Konya ve Antalyaya serpilmişler yerleşmişlerdir.Yine iftihara şayan yüzün üstünde çeşitli mesleklerde öğretmenlerimiz, Memurlarımız,Doktorlarımız,Mühendislerimiz vardır.Sabık diyanet işleri başkanı merhum Ahmet Hamdi Akseki de köyümüzün yetiştirdiği ilim adamıdır.
             
CAMİNİN   YAPILMASI
   1950 senesinde merhum Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki köye gelmişti. Cami harabe yüz tutmuş hatta bazı yerlerinde yıkılmalar olmuştu.Bu hususta Hamdi Beyin dikkatini çektim.Hamdi Bey “ yaptıralım Mehmet Efendi yaptıralım, sen bir tüzük hazırla bana gönder tetkik edeyim” dedi.Bende bir tüzük hazırlayıp gönderdim.Aradan birkaç ay geçtikten sonra tüzüğü tetkik ettim tüzük güzeldir tastik ettiririz diyarak iade etti.Tüzük tastike gitmeden Hamdi Beyin vefat haberi geldi.Caminin yapımına harcanacak paranın Hamdi bey tarafından sağlanacağına kani idim.Köylü çok fakir idi on para temin etmek mümkün değildi.Onun için derneğin teşkilinden vazgeçtim. Aradan birkaç ay geçti. Ankaraya gittim.Hamdi beyin ailesini ziyaret ettim.Konuşma esnasında eşi”Hamdi bey 1000 lira kadar bir para toplamıştı.Ramazan ayında dağıtıvereceğim niçin topladığını bilmiyorum” dedi.Bende Hamdi bey ile camimizin yapımı için konuştuğumuza dair geçen durumu anlattım.Eşi “o halde isteyin göndereyim “ dedi.Bu söz üzerine ihtiyar heyeti parayı istedi.Hamdi beyin kardeşi Naci beyde 400 lira ilave ederek 1400 lira olarak para geldi.Ama bu para tabiki kafi değildi.İhtiyar heyetine camiyi yapmalarını söylemiş isemde cesarete gelemediler.Bir gün aslen Güzelsulu olan İstanbulda büyüyen Besler fabrikası sahipleri Sami ve Fehmi Beslere bir mektup yazıp yardım istedim.Alınan cevapta 4-5 bin liraya kadar yardım edeceklerini bildirdiler.Birde Nahiyenin Müdür vekilliğini yaparken dairede köy rehberi diye vilayet kaza ve köyleri gösteren iki cilt kitap görmüştüm.Bunun üzerine 40000 köye 40000 mektup yazmayı düşündüm.Ve yazdım.Birde köylüleri toplayıp nekadar fahri olarak çalışacaklarına dair imzalarını aldım.Kumunu köylünün çekmesi ,kirecini yakmasınıda karar altına aldım.Bu suretle bana güven geldi.Planı Milli eğitimin inşaat teknisyeni Raşit adında bir arkadaş yapıvermiş ve 40000 liraya çıkacağını söylemişti.Nihayet tüzüğü tasdik ettirilerek faaliyete geçildi.O sene mektup yazıp bastırdım ve talebelerimle 5000 adet mektup hazırlayıp ramazan ayında memleket içine gönderdim.Herkes mektupla paramı toplanır diye bizi tenkit etmişlerdi fakat allaha şükür memnun edici neticeler alındı.Cami bitinceye kadar beşer bin beşer bin göndermek suretiyle 30.000 MEKTUP göndermiş oldum.Paralar gelince fahri çalışacaklarına imza verenler 3-5 kişi müstesna gerisi para ile çalışmışlardır. Ayrıca zenginlere tanıdıklara yardım hususunda çok mektup yazdım.Müspet neticeler aldım.
            Caminin eski yerine yapılmasını isteyenler vardı.Eski cami şimdiki dükkanların yerinde ve yolun ortasına uzanıyordu ve hali hazır meydanı kaplıyordu.Mehmet Kişioğlu’nun bahçesi cami için çok müsaitti.Kişioğluna mektup yazdım derhal bahçesini bağışladı.Mehmet Atalay,Mustafa Gencer,Hasan Ünal,Kalaycı Kamil ve Ali Ünala ait dükkanlarıda eski caminin yerinden dükkan yeri vererek hallettik.Yalnız doğusunda Ayşe Bayramere ait arsayı uzlaşamadık.Ev yapmak istiyordu.Ev yapıldığı takdirde camii perdeliyor.Nihayet istimlak etmek zorunda kaldık.Yargıtaya kadar gitti.Üç sene yazışma sürdü.neticede davayı kaybetti.Bu arsa yalnız caminin yeşil sahasına ve çeşme kurulmasına,tuvaletine kullanıldı.
             Camiye 70 m3 ağaç orman idaresi ruhsatıyla Çataloluktan kesilmiş,tahtacılar tarafından imal edilmiştir.Kumu çivci tepesinden,dış sıva kumu denizden getirilmiş,caminin duvarını Gündoğmuş Kozağaç köyünden 4 usta getirilerek yaptırılmış,çatısınıda Konyadan marangoz Hacı Mehmet adındaki usta yapmıştır.Taşını Kümeardından ve pınar yoluna giden yani kislealtı denilen taş kırdırılarak çektirilmiştir.  Marangoz işlerini Mustafa Karaosmanoğlu(Amerikalı) ve maiyeti,beton işlerini Mehmet Gencer (gökmehmet) yapmıştır.Dış ve iç sıvaları ve avlu duvarlarının sıvalarını Şahaplı ustalar yapmıştır.kapı pencere çerçeveleri Konyadan geldi.Pencere camları Mustafa Ertan tarafından temin edildi.Kiremidide Konyadan alındı.Avludaki ağaçlar binaya başlandıktan 3-4 sene sonra ekildi. Caminin temeli 1.8.1954 yılında atıldı.3-4 yılda tamamlandı.Minaresini Salihli’den usta göndererek Vahit ve Kemal Çolak yaptırmışlardı.Ancak birkaç yıl içinde sıvası döküldü,sonunda Pınarbaşı köyünün minaresini yapan Beyşehir Manastır köyünden iki ustaya evimde yemek içmek yatıp kalmak suretiyle 12 günde sıvattım.   1957 senesinde kalp krizi geçirdim.Ankaraya gittim.Konya memleket hastahanesine yattım.Hastahanede yatarken Karaman köylerinden birinde bir boyacının adresini almıştım.Mektup yazdım.Raşit Tiryakioğlu hastahaneye Mehmet Kişioğlu ile geldiler,görüştük Karaman camilerini boyadığını gidip bakmamızı söyledi hastahaneden çıktıktan sonra Mehmet Kişioğlu ile gidip camilerdeki boya,yazı ve tezvinatlara baktık,beyendik kendisini Konyaya çağırdık.Pazarlığı yaptık.Köye getirdik.Evimde ve kişioğlunun evinde kaldı.İşi yaptılar.Caminin suyuda şadırvandan alındı.Fakat yaz aylarında bu su kafi gelmedi.Sadık ve Mustafa Ertanlar tarafından cami avlusunun dışına yapılan mermer çeşmenin suyu pınardan alındı.Bu çeşmeden camide istifade edilmektedir.                                                                                                    
Cami yapımına başta Mehmet Kişioğlu evini,bahçesini,camiye bağışlamış,maddi,fikri ve bedeni yardımda bulunmuştur, Sami ve Fehmi Besler, Ethem Gökşen de maddi,bedeni ve fikri yardımda bulunmuşlardır, Ayrıca nakit yardım edenler Dursun Ayvacı,Mehmet Kişioğlu,Fatma Kişioğlu,Mustafa Erten,Mustafa Ertekin,Mehmet Ünal,Dursun Uğur,Kemal Özdemir, bende ayrıca nakit yardımda bulundum.Şunu ilave etmek isterim.ÇALIŞANLAR ARASINDA Fettah Öztekin hizmeti ve emeği çoktur,Muhtar ve derneğin üyesi ve muhasibi olması dolayısıyla amale,usta,kereste,vesair işleri temin hususunda çok çalışmış çok emeği geçmiştir. Cami yapılan hesaplara göre su işleri dahil o günün parası ile 100 bin liraya mal olmuştur.

 
 
Favorilerime ekle | Giriş Sayfası Yap | Site Haritası | Site İlkeleri